Sosyal medyada yakın zamanlarda dolaşıma sokulan, ‘’Freud, astımı, yetişkinleri seks yaparken işitmenin neden olduğu bir çocukluk travması olarak görüyor’’ iddiası gerçeği yansıtmaz ve hatalı bir Freud okumasından başka bir şey değildir. Freud’a ait olmayan sözlerin ortaya çıkmasından daha vahim durum, oluşturduğu klinik kuramın saptırılmasıdır. Onun klinik kuramında elbette böyle bir durum söz konusu bile değil. Freud’un (her ne kadar kuramını ‘’anlatan’’ şahıslardan kaynaklı yanlış anlaşılsa da) kendi kuramını okuduğunuzda bu indirgemeci yaklaşımdan son derece uzak olduğunu fark edeceksiniz. Onun her vakasında tek bir unsur ön plandadır: Tekillik. Dora vakasında anlatmaya çalıştığı ‘’öksürük’’ semptomu, elbette Dora’ya özgü bir tekillik taşımaktadır. Dora için özdeşim, fantazm ve Lacan’ın ‘’Cinsel İlişki Yoktur’’ önermesine dair boşluğa cevap niteliği taşır. Bu konu için önemli olan öksürüğün her özne için ne anlama geldiği değil, Dora için ne anlama geldiğidir. Dora’yı ‘’analist kulağı’’ ile dinleyen Freud’un, Dora’nın sembolik haritasından çıkardığı sonuçlardan yalnızca biri, bu öksürük meselesinin (tekrar ediyorum!) Dora için neye ve nereye denk düştüğüydü. Ve Freud buraya da çok takılmadan, Dora vakasında histerik fantazmı ortaya çıkarmaya çalıştı. Elbette Freud, evrensel bir cevap üretmeyi denemiştir; psikanalizi kökensel bir nedene oturtmak ve semptomların kökenlerine ilişkin evrensel yanıtlar bulmak için uğraşmıştır. Psikanaliz ve Bilim meselesi ayrı bir konudur. Ancak Freud’u bunu yapmaktan alıkoyan (Freud’un her ”evrensel cevap” denemesini duvara toslatan durum) elbette psikanalizin temel kavramlarından biri olan aktarım meselesidir. Başka yazılarımda da ifade ettiğim gibi, aktarım sık görülen bir tekillik tarafından duyurulur. Bu “düzenli olay”, analizanın, analist ile ilişkisindeki affektif rahatsızlığın nedenlerinin mütevazı bir envanterinin parçasıdır. Aktarımlar, analizanda “zorlama” (Zwang) ve “yanılsama” (Täuschung) altında gelen rahatsız edici hareketler olarak görünür. Bu da şu olgunun altını çizmemize neden olur; her öznenin kendi biricik hikayesi vardır. Lacan’ın dediği gibi, iki analizan, aynı kelimlerle, aynı şeyi anlatıyorlarsa bile aynı şeyi söylemiyorlardır. Analizanın söylemi, bir vaka ile örneklemek gerekirse, Sıçan Adam‘ın bilinçdışında bir tetiklenmeye yol açan sesleri ele alabiliriz. Çünkü belirli gösterenler Sıçan adamın aile mitine göndermede bulunuyordu. Mesela Spielratte kelimesi. Diğer yandan babası ile ilgili özdeşimlerine, eş seçimlerine, cinsellikle arasında olan şeylere, yasaya, babasına dair rekabete, sevgiye, nefrete dair olan tüm meseleleri belirli gösterenler etrafında şekillenmişti. Aslına bakarsınız singulearite/tekillik mevzusu burada ortaya çıkar. Bu tanımı, bilinçdışının şifrelenmesi ve deşifre edilmesi olarak semptomla, yani özneyi oluşturan gösterenlerden eklemlendiği şekliyle bir karşıtlık çizerek öze indirgeyelim. Semptomdaki şifreleme ile bu gösterenler jouissance’ın sabitlenmesi işlevini yerine getirir. Bu ilk tanım, semptomu nevrozdaki gösterenin işleviyle eklemler. Dolayısıyla, bu tanım temelini gösteren zincirinin işleyişinde bulur. S1-S2 gösteren zinciri aracılığıyla ifade edilen şifreleme olarak bu semptom, jouissance’ın yerelleştirilmesine izin veren ve onu anlamlandırmaya açan, muhtemelen ayrıcalıklı bir gösterenin çıkarılması ya da ikame edilmesi olan bir gösterenin düzenlenmesidir. Semptomun deşifre edilmesi, bu semptomun görünümüyle, anlamlandırılmasının ortaya çıkışıyla bağlantılı bir jouissance ile ilişkilidir. Tıpkı, Dora’nın öksürüğünde olduğu gibi aynı türden bir jouissance’tır. Semptom aynı düzende olacaktır ama gösterenin özel zevk alma [jouir] tarzını bir özneye bağlayacaktır. Bu nedenle yorumlanmaya açıktır; gösterenlerin aynı eşanlamlılığına, yoğunlaşmasına, yer değiştirmelerine oynar. Semptom bir metafor gibi inşa edilir. Tekilliği dışlayan standart bir tedavi, çıkmazlarla sonuçlanan noktalar karşımıza çıkarabilir. Bunu, belirli vakaların yardımıyla psikanalizi aktaran Freud’un kendisinde görebiliriz: Sıçan Adam, Dora, Küçük Hans Kurt Adam vb. Örnek olarak Kurt Adam ile yer yer bir krize girdi. Freud, bir vakanın birliği içinde ortaya çıkan süreçlerin karmaşıklığını artık zapt edemiyordu. Ancak şunu fark etti: Teknik bir prosedüre indirgenmekten çok, bir psikanaliz deneyiminin sadece bir düzenliliği vardır: bu, tüm öznel tekilliğin ortaya çıktığı bir senaryonun özgünlüğüdür.
Yorum bırakın